Ferit Ömeroğlu’nun sunduğu Gençlik Odası TV internet programının bu haftaki konuğu Türk futbolunun renkli ismi Yılmaz Vural oldu.
 
Yılmaz Vural'ın hayat enerjisiyle dolu olduğunu biliyoruz. Bu enerjisinin şuan ki gençlerle bir olup olmadığını sorduk kendisine. Vural sorumuzu, "Biyolojik yaş ile insanın kendi hissettiği çok farklı şeyler. Ben 64 yaşıma geldim, kendi akranlarıma bakıyorum onlara abi diyesim geliyor.

Eğitimini Avrupa'da tamamlayan Vural, Avrupa'da kalmak ile ilgili düşünceleri hakkında, "Avrupa'da sen kalmayı düşünürsün ama Avrupa istemiyor ki seni. Türk ve Müslümansan Avrupa'da yerin yok. Avrupalı seni çok önemli görevlere getirmeyi hiç düşünmüyor. Orda şöyle bir mantık var, ne kadar demokratik görünürlerse görünsünler hele şu dönemde inanılmaz bir sağ akım var. Her ülke artık bu söylemlerle ayakta kalmaya çalışıyor. Dolayısıyla Avrupa bizden daha tutucu. Kendinden olmayanı önemli görevlere getirmeye yeltenmiyor, kendi milletine öncelik tanıyor. Yetmediği yerlerde yabancıyı işe sokmaya çalışıyor. Bizde tam tersi. Hem orda reddediliyoruz hem burda. Nereye gideceğiz bilmiyorum. Ama biz maalesef -demek durumunda kalıyorum, Türk ve Müslümanız. Ve çok şükür bununla da gurur duyuyoruz. Bu anlamda Türk olmak Müslüman olmak bizleri çok hoşnut kılıyor. Ama bu bizim kendi içimizde olan olay. Maalesef katılamıyoruz. Dışarıda böyle bir sıkıntımız var." dedi.
 
Ferit Ömeroğlu’nun, “Yıllar önce yabancı bir teknik direktörün yardımcılığının teklif edildiğini ve Yılmaz Vural'ın bu teklifi geri çevirdiğini biliyoruz. Eğer kabul etseydiniz şu an nasıl bir ortam olurdu” sorusuna  Vural, "Fatih Terim'in yeteneği daha geç ortaya çıkardı.Ben bugün farklı yerlerde olurdum. Bir ülkede insanla yapılan bir iş varsa, kaynak insansa, bunu yabancının anlaması çok zor. Yabancı senin gibi giyinmeyen, senin gibi düşünmeyen, senin gibi yemeyen, ahlak anlayışından tutun da her şeyi farklı olan demek yabancı. O ülkenin dilini bilmiyorsanız %50 başarısız olma ihtimaliniz var. Çünkü o ülke dilini bilmiyorsanız ilişki kuramıyorsunuz, sosyal yapısını tanıyamıyorsunuz, kendi kurumlarından nasıl etkilendiğini anlayamıyorsunuz. Sizin bu ülkede dine bakışınızla orasının farklı. Sizin siyasete bakışınızla orasınınki farklı. Her ülkenin sosyoekonomik yapısını insan karakterleri oluşturuyor. Nasıl onlarla ilişki kuracaksınız ki? Zaman kaybedersiniz. Tabii ki içinde kaldıkça, yaşadıkça ülkeyi öğrenmeniz mümkün, ama ben bu ülkede yaşıyorum 64 yaşına geldim hala kimseyi tanımadığım dönemlerim oluyor. Kolay değil ki bu. Bu yüzden yabancı hocaya karşıyım." dedi.
 
"Bizde spor kültürü yok" diyen Vural, sözlerine "Benim için bu bir spor. Ben genel anlamda 2 spor akademisi bitirdim, öğretim görevlisi oldum. Ben bu işin spor olduğunu çok iyi bilen birisiyim. Yalnız ülkemde değil, diğer ülkelerde de nasıl olduğunu biliyorum ve kıyaslama imkanım var. İnsan yurtdışına gittiğinde gelişiyor. O yüzden gençlere hep tavsiye ediyorum. Gidin yurtdışına. Niye, çünkü burası kendi ülkeniz, orasının aile yapısı, kültürü, çocuk yetiştirmesi her şeyi çok farklı. Neden bu farklılıklar oluşmuş? Ama temel duygulara bakıyorum, sevgiye bakış, aşka bakış, maddeye bakış fazla değişik değil. Çin'de de böyle bizde de böyle, Japonya'da da farklı değil. Bir ülkenin yapısı insanın karakterini oluşturur. Bu ülkenin içinde kalırsanız hep kendi doğrularınızla bakıyorsunuz, ama dışarı çıktığınızda başka doğrularla kendi doğrularınızı kıyaslıyorsunuz. Ve başka bir kültür oluşuyor. Daha özgür daha farklı düşünüyorsunuz. Sabit bakmıyorsunuz olaylara, esneksiniz, değişebilirsiniz. Kendi doğrularınızın yanlış olduğunu görüyorsunuz, kendi yanlışlarınızın da doğru olduğunu görüyorsunuz. Bu bence çok önemli.
Bizim ülkede istikrar yok. Bizim ülkenin yöneticileri günlük başarıları daha çok yeğliyorlar. Çünkü bizim sporda özellikle, bu işi yöneten arkadaşlarım, aralarında birkaç istisna tabii ki vardır ama sportif anlamda bir şey yaptıklarını düşünmüyorum. Çünkü bunu bir yarışma gibi görmüyor insanlar, bunu bir popülerite arttırma, onun vasıtasıyla kendi özel işlerinde veya siyasi hayatlarının gelişimi sağlama diye görmeye çalışıyorlar. Başarı onların popüleritesini arttırıyor. Başarı olmayınca da hemen sizi değiştirip, onların popüleritesine zarar vermeyecek birilerini getirme arzuları oluyor. Kısa tarifi bu. Eğitimi alanın bu işin içinde olmaması, benim boşta duruyor olmam ülkenin ayıbıdır. Bu Türkiye Ligi'nin ayıbıdır. Ben çalışsam da olur çalışmasam da olur. Ama siz bu işin eğitimini almış, bu işi daha farklı hallere getirmesi mümkün olan adamları dışarda bırakıp da, daha dün futbolu bırakmış adamları bu işin başına getirirseniz, kusura bakmayın tribünlerdeki seyirci sayısı tabii ki azalacaktır. O güncelliğiyle bakıyorlar. Aykut Kocaman'ı Milli Takım'a tavsiye ediyorlar, 3 maç kaybediyor, Aykut Kocaman gidiyor, arkasından Abdullah Avcı popüler oluyor. Sadece güncellikle olmaz bu. CV'ye bakacaksın. Ne aldığına, ne verdiğine bakacaksın. Başarılı antrenör tarifi çok farklıdır. Bizdeki tarifi "başarılıysan" oluyor. O da sonuçtur. 1-0 kazandın mı bitti. Kazanamazsan ne oluyor? Kötü antrenör mü oluyorsun?
 
Ferit Ömeroğlu’nun Nusr’et ile ilgili sorusuna,” Ben Nusret’in tarihini biliyorum. İsim vermeyeyim çok değerli bir arkadaşım var. Nusret kasaplık yapıyor. Benim arkadaşımda onunla alışveriş yapıyor. Bir gün diyor ki,” Nusret gel bir mekan açalım seninle “ çünkü etle ilgili korkunç bilgisi var adamın. Sonra tamam diyor ve Nusret’in ismini koyuyor mekana. Aslında arkasında olan o. Sonra iş büyüyor. Nusret bu hale geliyor ve korkunç bir marka oluyor. Nusret’in düşün kasaplıktan ne hale geldiğini…” yanıtını verdi.

Kaynak:skorer